8 Ocak 2010 Cuma

Çöpçüler

Ne zamandır yazmayı düşünüyordum. 24 televizyonundaki Kafa Dengi programında bir çöpçüyü konuk olarak görünce 'artık zamanıdır' dedim; bunu yazalım.

Orta iki veya üçteyim... Bayram adında bir çocuk vardı bizim sınıfta. Bir gün Almancacı kaldırdı kendisini. İsmini söyle, yaşını söyle gibi basit cümlecikler söyletirken kendisine, 'Baban ne iş yapıyor?' diye sordu. 'Belediyede çalışıyor' dedi Bayram, kalın gözlük camının gerisinde buğulanan gözleriyle. 'Memur mu yani?' diye üsteledi hoca. 'Hayır, İşçi' cevabı geldi. O sırada şerefsizlikle bezeli bir ses atlayıverdi arka sıralardan bir yerden: 'İşçi dediği, temizlik işçisi hocam. Çöpçü yani...'

Bir garip oldum. Ders devam ederken, bir iki kez gözüm gitti kendisine. Ortamdan kopmuş, gözler derinlere takılmıştı. Tenefüste ise köşesine çekilmiş, sessizce ağlarken gördüm onu.

O günden beri çöpçülere ayrı bir sempatim vardır. Hayatımızı çekilir kılan, tüm o kokuyu bizler çekmeyelim diye yıllarca ciğerlerine çekip ömürlerini kısaltan, hatta gürültüden rahatsızlık duymayalım diye gece uykusunu feda ederek çalışan, sağlığımızı dolaylı yoldan borçlu olduğumuz bu insanlar, saçma sapan bir 'aşağılama' bakışının kurbanı olurlar.

Çöpçüdür onlar herkesin gözünde. Pislikle uğraşır, argodur, kaba-sabadır, iğrenç kokar. Tulumu üzerinde değilken, günlük yaşamda bile zihinlerden gelen bu kokudan kurtulamazlar bir türlü. Yaptıkları 'adi bir iş' olduğu için dikkate alınmazlar. Kız isterken eğilip bükülürler. Çocukları, Bayram'ın başına geldiği gibi arkadaşlarınca aşağılanır. Şarkılarda bile 'körolasıca' olurlar.

Oysa bu kadir kıymet bilmez insanlar, hiç bir vasfı olmayan iddaa bayii'sine 'iş' anlamında çöpçüden daha fazla değer verir. Saygın bir iş sonuçta iddaa bayii. Çok faydalı bir iş. Çöp toplamakla kıyaslanmayacak derece faydalı... Dört gün çöpleri toplanmadığında anlarlar değerini bu fedakar insanların. Ama gariplerim, bu kadar uzun süreli (4 gün!) eylem yapamayacak kadar mecburdurlar iş verenine.

Kıçını sildiğin kağıdı, fare ölüsünü, dört yaşındaki ufaklığın yırtıp attığı defteri, cam kırıklarını, kokmuş fasülye yemeği ve envai çeşit iğrenç atıkla geçen 20 yılda hizmet ederler televizyonun karşısında esneyen düşünen hayvanlara. Yaranamadıkları gibi bir de 'çöpçü işte p.zevenk' olurlar.

Dönelim 24'teki programa. Programın konuğu Ali Mendillioğlu isminde bir kağıt toplayıcısı. Bu işin bilgesi olmuş, şiirler yazıyor ve elinden iddaa kuponu düşmeyen, babadan meslekli, kravat takmış çoğu ayıdan daha iyi biliyor yaşamı. Atıklardan insan analizi de yapıyor, Dostoyevski'den kendisine yol da çiziyor. Selahattin Yusuf ile Sırrı Süreyya Önder arasındaki uzun süren bir tartışma yüzünden kağıt toplayıcısı Ali iki saatlik programda 10 dakika konuştu belki ama, saygı uyandırdı bende... Şu söyledikleri kaldı aklımda bir de:

- Daha önce de bir iki TV programına çıktım. Bir kaç yıl öncesine kadar bu milletin naif, mazlumun yanında olduğunu düşünürdüm. Bizleri anlayacağını sanardım. Öyle olmadığını gördüm. Onların gözünde biz çingeneyiz, baliciyiz. Çünkü çöpten yaşamımızı kazanıyoruz. Bu yüzden tek bir şey bilirim ben: Doğru yolum isyandır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder