31 Ekim 2009 Cumartesi

Unutulan ucuz numaralar

1990'ların başı. Deli gibi ansiklopedi kaynıyor ortalık. Herkes bir ansiklopedi veriyor. Gazeteler arasında 'Aslını biz veriyoruz, yalan demeyin i.neleeer!' türünden birbirine sataşmalar gırla gidiyor. Ama ne savaş! O zamanlar sıklıkla başvurulan numaralardan biri. Gülümsetsin bizi.

Rıdvan, Okan, Recep (dahiyane mantık, üç büyükten birer oyuncu. Yoksam diğeri alınır) ... Ellerinde Sabah ile poz vermişler. Ve de ne demişler tahmin edin: Bu kadar mükemmel bir eseri ancak Sabah verir.

Recep, elinde makas kupon kesmeye başlamış. Süper günlerdi, süper.

Voleybol haberinin değişimi

Voleybol, eskiden beri gazetelerin sayfalarında çokça yer bulan bir dal. Futbol ve basketbol sonrasında rahatlıkla üçüncü sırada olduğu söyleyebiliriz. Şimdi de nispeten - özellikle bayanlar ligi - sıklıkla sayfalarda yer alıyor. Ama bu 'hakkıyla yapılıyor' anlamına gelmiyor tabii. Eskiden basbayağı maç raporu yazılan voleybolda, şimdi artık çoğunlukla 'kutu', bazen AA'dan gelen yıldız tabloyla 'daya gitsin' mantığı işliyor.

Geçenlerde Habertürk'te voleybol maçlarında smaç, servis hatası, blok gibi fazladan istatistiklerini görmüştüm. Murat Ağca'ya sorduğumda kendisinin voleybol federasyonuna istatistik birimi oluşturduğu için böyle yayınladığını söylemişti. Bireysel bir istek yani. Federasyon ne kadar önemsiyor, onu bilemeyeceğim.

Eskilerde gezerken aldığım iki kupürü koyayım buraya da görün. 'Salonda da Gerginlik' başlıklı olanı, 1988'in şubat ayında şampiyonluk için çekişen Sönmez Filament ve Galatasaray maçı haberi. Tercüman'dan Altuğ Gürer'in haberi, yaklaşık 2000 vuruşluj ayrıntılı bir analiz barındırdığı gibi, şimdilerle hiç uygulanmayan set gelişimi verilmiş. Oysa ki, meraklı okur için ne güzel bir ayrıntıdır.


'Eczacı, Sönmez Filament'i eritti' başlıklı haber de, 1986'nın Aralık ayından. Yine Tercüman gazetesi. Bu kez basketbol istatistiği gibi tablo yapılmış. Muhteşem bir işçilik.


Şimdi, istatatistikler resmi olarak tutuluyor ve isteyen web sitesinden de alabiliyor. Ama gazetelerin editörlerindeki/yayın yönetimlerindeki zihniyet, 1980'lerin de gerisinde olduğu için set skorlarını verdikleri kısa metinle geçiştiriyorlar. Bırakalım lig maçlarını, Arkas'ın Avrupa Kupası finalinde dahi..

Kırık not

Samsunspor'un taraftar grubundan aldığım bir karne örneği. Arkadaşın eğitim yılı değerlendirmesini yapan sınıf öğretmeninin artık burnundan gelmiş...

'Zayıf olan derslerine en az Samsunspor'a verdiğin kadar önem verirsen, seni iyi bir Anadolu Lisesi'nde görebiliriz.'

Bingo!

İki saat sonra başlayacak olan yayınıma yetişmek için Sarıyer-Beşiktaş arası çalışan sarı levhalı minibüsteyim. Akşam trafiği araya girmesin diye 16.20 gibi çıkmıştım evden.

Saat 16.45 civarı. Ön koltuk boşalınca gençten bir kızcağızın yanına oturdum. Kendisi telaşlı. 'Hufff. Geç kaldım işte. Fff.' deyip duruyor. Elimde bir kitap var. Yolda malak gibi sağa sola bakmayı sevmediğim - ve de yolum değerli bir 45 dakikamı aldığı - için genelde okuyacak bir şeyler alırım yanıma, öyle çıkarım.

Çok ilginç bir sahne yaşandı o an minibüste; bir film senaryosuna zekice yedirilecek 'hin' bir fikriyat gibiydi. Paylaşmak istedim.

Okuduğum mükemmel cümleleri kolay bulma adına çizdiğim kitabımda gördüğüm cümleyi çizmek için çantaya elimi attığım anda, gençten kızcağız da çantasını arakladı. Ben turkuaz renkli iz bırakan keçeliyle şu cümleyi çizerken, arkadaş da eş zamanlı olarak bir çırpıda çıkardığı ayna ve rujuyla burnunun altının kırmızıyla üzerinden geçmekteydi:

'Türkiye toplumundaki, 'yabancı'ya karşı oluşmuş kendiğinden engel ve tavır budur: önce dışlama ve garipseme, tanıma gereğini duymama. Bu tavır, kendiliğinden veya manipülasyonla (şimdi olduğu gibi) düşmanlığa dönüştürülebilir.'

Cümlenin içinde geçtiği 'Ahmet Mithat'tan Tevfik Fikret'e' yazısındaki edebiyat bahsinden ve bu arkadaşın hal-i pür melalinden bağımsız olarak, aynı anda çizilen büyük yazar Murat Belge'nin cümlesi ve bir dudak. Bir Coen Biraderler sahnesi gibi eleştirel, ironik ve komikti.

Bir an, aklıma yaptığım 40'lı liste gelmedi değil tabi. Yine de tanımadığım birinin günahını almayayım. :) Durduk yerde cinsiyetçiliğin lüzumu yok.

27 Ekim 2009 Salı

Newsweek: En iyiler, en kötüler

Newsweek geçen hafta bir yaşını doldurdu. İyi de oldu. Yıl boyunca harika işler gördük kendilerinden, tebrikler ettik bizatihi. Aklıma geldi, indirdim rafımdaki Newsweek'leri, baktım 52'nin 49'u var ben de... En iyi ve en kötü kapakları seçtim. İş çıkardım kendi kendime. E-yazıtımım seçkin takipçileri eğlensin diye. En iyi kapaklar şöyle kiii:



Sayı 21 - İslami Burjuvazi olur mu? Zenginleştikçe laikleşiyorlar Serhat Gürpınar'ın kapak illüstrasyonu haftalarca övgü aldı.

Sayı 8 - 700 Euro Kuşağı: Eğitimli genç işsizler dünyayı sarsmaya Atina'dan başladı Yunanistan'daki işsizlik isyanı üzerine ufuk açan süper bir araştırma.

Sayı 33 - Yazıyoor, Basındaki dönüşümü yazıyor - Gazetelerdeki kutuplaşmanın 9 yıllık aritmetiği
Naçizane bu insanın da ilgilendiği konu, kapak olmuş. Ve muhteşem olmuş.

Sayı 6 - CHP hamlesinin perde arkası Yerel seçim öncesi çok tartışılan çarşaf açılımıyla ilgili derin araştırma, provokatif kapak

Sayı 27 - Kürt Hamas'ı mı? - Güneydoğu'da Hizbullah, Gülen ve DTP ile karşı karşıya Çok enteresan bir perspektif, sade ama sağlam kapak resmiyle sunulmuş.

Sayı 25 - Bu adamlar nereye bakıyor? Seçim sonrası, seçimin çok konuşulan 4 siyasetçisini 'siyasete yeni yön verecek liderler' analiziyle sunan başarılı analizin kapağı.

Yeri gelmişken, en kötü kapakları da seçelim.


Sayı 28 - Salgın kapıda
İyi güzel de, ilgi çekelim diye tiksinç bir kapak yapmak gerekmezdi.

Sayı 17 - Yaza Karantina mı? - Ekonomik kriz, milyonlarca insanın sağlığını bozacak.
Bu kapakla kimse okumaz.

Sayı 43 - 6 kelimede Öcalan ne dese beğenirsiniz? Fantazi de fantazi. Kimle yatmak istersiniz tadında. Vasat.

Şimdi de etlisi çıktı


Yemek yapmaya vaktim olmadığında hızla koşarak 'Ben burdayım' diyen şanlı konserve, çeşitleniyor. Fasülye yemeğinin şimdi de etlisi çıkmış. Süper. Bakkal hatırlattı, aldım. Bakalım nasılmış?

Yurt konservenin etli fasülyesi. Tatmaya değer. Barbunyası rezalet. Kuru fasülyesi iyi. Etlinin notunu da verelim bakalım.

Serdar Turgut'u kollayın gençler

Akşam'da çalışan bir arkadaşım vardı. Bir iki yıl önce, Serdar Turgut'un kafayı sıyırmış olduğunu söyler dururdu. Çok tanıdığım biri olmadığı için ilgilenmezdim bu laflarla. 1990'larda Hürriyet'teki köşesinden hatırlardım bu şahsı, gözlüklü bir zattı. Okuduğumu falan hiç sanmıyorum. Unutmuşum gitmiş. Akşam'da da 'sade bir yazara' dönüştü galiba, o yüzden hiç bilmiyorum.

Rojin'le ilgili ileri-geri laflar etmiş. 'Dağa kaldırıp seks kölesi yaparım' falan demiş kıza. Allah Allah, nedir ne değildir diye bir bakayım yazıya deyip, kendisinin 'ölmediğini' anladım. Ayrıca, ne ölmesi bilader? Ne yazdığı, ne anlattığı belli değil. Anladığım kadarıyla üstad Charles Bukowski'nin köşe yazanı olmaya kalmış, ama hiç olmamış. Hatta benzetmek bile ustaya saygısızlık olur. Bence. Sizi bilmem. Bakın bi:

Akşam, 24 Ekim 2009: PKK teröristi olmadığıma pişmanım


Konuyla ilgili bu yazıdaki saçmalıkları dışında, bir kaç yazısına daha baktım, bana Hilal Cebeci'nin ilgi çekme çabaları tadında geldi. Her cümle içinde, medyadan birilerine çakmak için, kelimeleri eğip, büken, kusmuklu yazılar. Nasıl tasvir edebilirim bilmiyorum ya...

Ya Hürriyet'teki her sabah yüzünü yıkayıp faşizme sürekli sert selamlar çakan İzmirli Babacan'la sıkı bir rekabete girmeyi düşlüyor, ya da çok ciddi klinik bir vaka haline gelmiş. Allah çevresindekilere sabır versin. Bu kadar ciddi sorunları olan birinin intihar etmesinden korkulur. Servistekilere çağrı: Mukayyet olun. İnsandır. Etmesin, eylemesin.

25 Ekim 2009 Pazar

Taraftar ambiansı

Bugün Fenerbahçe-Galatasaray maçı var. Televizyonlar için bulunmaz nimet. Körükle Allah körükle: gelsin reklam... İtirazımız yok, Allah daha çok versin.

NTV'de Sergen Yalçın ve Ercan Taner, derbi öncesi programındalar. Saat 16.40 civarı Kadıköy'e bağlanıldı. Emek Ege, elinde mikrofon, taraftarların arasında durumu özetlemeye çalıştı. Ancak üç dakika konuşabildi. Zira arkadaki güruh, ufak hareketlenmelerden sonra 'Ananı dikeceğiz Galatasaray' yanık türküsünü koro halinde dillendirmeye başlayınca, cart diye kesip stüdyoya döndük.

Daha önce de bu mevzu aklıma geliyordu. Salya-sümük Türk futbol seyircisinin neyine güvenerek (nasıl bir cesaretle) aralarından yayına bağlanılıyor, çözemiyorum. Evet, kabul ediyorum, maç atmosferini yansıtmak için zaten orada bulunuluyor. Ama rastgele fanatik bir taraftar grubunun içinden yayın yapmak ne kadar doğru? Alimallah, Ege'ye saldıran, elindekini alıp bağıran çağıran da çıkabilir. Gerçi sadece Türk seyircisi değil, İspanya'da kadın futbol muhabirine canlı yayındaki 'tecavüz girişimini' hatırlayın.

Bence stadın güvenlikli bölgesinde taraftarın hemen arkada, (5-10 metre veya daha uzakta) bulunacağı bir platform ile, aynı atmosfer çok daha etkili ve güvenli olarak yaratılabilir. Hem de muhabir dışında ekrana 'mööö' diye bakan 30 çift göz, el sallayanlar, cep telefonu ile kombine ederek bedava video-fon hizmeti kullanan magandalar ve tabii ki böyle iş kazalarından kurtulmuş oluruz. Fena mı?

Bu hata nasıl yapılır?

Taraf gazetesi, 'NTV haklı, biz haksızız' diye bir yazı ile özür dilemiş. Özür dilemek medyada büyük puntolarla görmediğimiz bir davranıştır genelde. İyi de Taraf böyle basit bir hatayı nasıl yapar? Benim anlamadığım burası.

Olayı, Bağış'ın (Erten) söylemesiyle gördüm. Bir gün sonra. Mevzu şu: Taraf'ın manşetten verdiği haberde, Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasının olduğu gün uçakta bulunların cep telefonlarının 295 kez arandığını ve uçak havadayken yapılan bu aramaların düşmeye sebep olacağı belirtiliyor ve NTV'den bu aramaların hesabı soruluyordu.

İyi de, böyle bir komplo-haberin kendisi biraz 'ucuz habercilik' değil mi? Taraf gibi ciddi bir gazete nasıl böyle bir ucuz haberi manşete çeker, anlamak zor. Yani NTV'nin işi gücü yok da, telefonla bir siyasi liderin helikopterini mi düşürecekti?

Zaten haberde, 'uçağın düştüğü haberinden tam bir saat önce başladığı' ifadesini görünce benim aklıma gelen ilk nokta, kayıtlardaki saatin 'Orta Avrupa Saati' olabileceği oldu. Hemen. Belki de, bizim de çalışmalarımızın (Eurosport'ta programımız Orta Avrupa Saati'ne göre) sürekli bir saat ileriden takip etmekten dolayı.

Açıklama TİB'den (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) geldi: Kayıtlar, NTV'nin hizmet aldığı şirketten dolayı GMT (Başlangıç saati, Türkiye'den iki saat geri) olarak görünüyor.

Taraf'ın siciline yazılacak, es geçilmeyecek kadar önemli bir hata. Basit bir fikir yürütme eksikliği yüzünden.

23 Ekim 2009 Cuma

Simple English


Basit İngilizce. 1990'ın Nisan'ında Tercüman'da yayınlanan bir ilan. O zamanlar ingilizce bilen de az tabii. Vaay Yücevardar abi, helal olsun, İngilizce ilan vermişsin havası var abinin muhtemelen. 'You also can write to me' ayrıca.

Bir de, naçizane bir fikir, şu başlık daha doğru olmaz mı hocam:

Dou You Think internationally?

Mustafa Topaloğlu'nun Barack Obama'ya söylediği 'Welcome to Presidency' şarkısı hesabı olmuş biraz bu ilan. Ama güzel. Sevimli.

Söz hakkı


Gazetecilik mesleğinin ön kavramlarından birisi, tarafsızlık ve her görüşe söz hakkı vermek. Özellikle baskın seslerin ve görüşlerin olduğu ülkelerde sesi kısık olanların da fikrini beyan etmesini sağlamak. Sistematik olursa propagandaya girer, dolayısıyla bunun ince çizgisini iyi sezmek gerekir.

Dünyanın en açık toplumu ve medyasına sahip İngiltere'de son günlerde ateşli bir tartışması var. BNP Lideri Nick Griffin'in BBC'deki Question Time programına çıkacak olması. Bu akşam, BBC'de yayınlanacak olan prestijli açık oturum programına katılacak Griffin, ülkenin giderek büyüyen neo-nazi siyasi partisi British Nationalist Party'nin lideri. Şimdilik tehdit unsuru gibi görünmese de, 2006'da Barking ve Dagenham'da 12 yerel meclis üyesi seçtiren BNP, Mayıs 2008'de de 5.2 oy alan Richard Barnbrook ile Londra Şehir Meclisi'ne giren ilk aşırı sağcı üye oldu.

Beyaz ırk faşizminin öncüsü Ku Klux Klan ile yakın teması bulunan BNP'nin ivme kazanması, İngiltere toplumunu da harekete geçirdi. Bir sürü eylem yapılarak, Nazilere ekranın kapatılması çağrıları tekrarlanıyor. Ancak bu konuda BBC'nin net bir açıklaması var: Griffin'in konuşmasını engellemek sansür olur. Bu da bizim görevimiz değil. Madem çıkmasını istemiyorlar, o zaman hükümet yasa değişikliği yapsın.

Ülkenin en aykırı sesi, ülkede yasa güvencesi altında. BBC, postayı koyuyor. Siz bize nasıl program yapacağımızı söyleyemezsiniz. (İbrahim Şahin'in, bırakın Tayyip Erdoğan'ı, soyadı aynı Mehmet Ali Şahin'e benzer bir laf söylediğini düşünsenize. Şanlı BBC, şanlı...)

Nick Griffin, bildiğin faşist. Observer'da geçen pazar yayınlanan mükemmel analize göre, idolleri arasında siyahi olmasına karşın sağlam bir faşist olan Louis Farrakhan da var. Hatta gençken Yahudiler'e karşı sözlerinden dolayı Ayetullah Humeyni'yi de desteklemiş. Müslümanlar, Asyalılar, Yahudiler'e karşı çok sert bir söylemi var. Politikalarından başlıcaları şöyle:

- Avrupalı olmayanlarla Britanyalılar'ın entegrasyonuna set çekmek.
- Göçmenleri geri almaları için yabancı ülkelere yardım desteği vermek.
- İş yasalarındaki ırkçılara karşı olan yasaklamaları kaldırmak.
- Her eve bir silah olmasını yasal hale getirmek.
- Afganistan'daki Britanya birliklerini derhal geri çekip, bunu sağlayan politikacıları mahkemeye yollamak.
- 1948 öncesindeki beyaz Britanya toplumunu yeniden oluşturmak için gerekli yasal değişiklikleri yapmak.


Gördüğünüz gibi abi, Nick 'The Adolf' Griffin. Ama söyleyecek sözü var, ve BBC'de konuşacak. Kimse de karışamaz. Bizdeki versiyonu Bay Osman Pamukoğlu da geçen Habertürk'te konuşmuştu. Bizdeki neo-faşistlerin ekrana çıkması çok daha kolay. İleride miyiz İngiltere'den? O biraz tartışmalı.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Yılın sol kroşesi



Hakkı Devrim, dün akşam Kanal D ekranlarında ilk kez denk geldiğim Okan Bayülgen'in medya programında yılın lafını etti. Madonna ve Shakira'nın kliplerinin 'seks satar' mantığı uyarınca çok kötü kotarılmış işler olduğu konusunda Bayülgen'in fikrini olumlayan tüm konukları 'dinci/tutucu mantığa prim vermek, güzel olanı beğenmemek' ve bir anlamda sahtekarca davranmakla suçlayan Oray Eğin'e, iki koltuk yanında oturan Hakkı Devrim'in cevabı:

- Oray, amuda kalkmış da dünyayı seyrediyor gibi konuşuyorsun!

Efsanesiiiin Hakkı Bey! Bu nasıl bir laftır? Ve bir muhteşem ek daha:

- Bir kere Madonna güzel değil, iğrenç bir kadındır. Üstelik onu ilk gördüğümde ben de gençtim!!

Muhteşem. Muhteşem. Dokuz elli sekiz, dünya rekoru. Muhteşem.

Burcu'ya anti-serenad

Sevgili okurlar,

İçtenlikle söylüyorum: Bu sayfalarına bir ekşi sözlük havasının hakim olmasından hiç haz duymuyorum. Ağırlıkla Medya ve reklamcılık üzerine olan bu sayfalarda genelde olumlu ve güzel işlerden bahsetmeyi, ya da katkıda bulunmak için yapıcı eleştiriler üretmeyi planlayarak yola çıktım. Bu yüzden Show TV, Fox gibi (yazmaya kalksan saat başı malzeme bulacağın) mecraları hiç kaale dahi almıyorum. Genelde haber kanalları ve ciddi işlere ilgim var. O yüzden içerik de NTV, Habertürk, Milliyet, Zaman, TRT, ne bileyim, bu minvalde yoğunlaşıyor. Eleştirilerimin de genelde öneri içeren ve umutsuz vaka olmayan işlere yöneltiyorum.

Hiçbir şey üretmeden - ekşi sözlük gibi - açtım internet sayfasını aklıma geleni yazdım, küfrettim, 'oh olsun koydum çocuğu' işlerine kılım. Yemin ediyorum, hiç bir yazıyı bu düşünceyle yazmıyorum. Yazmak da istemiyorum. Emeğe saygım var, aptal yerine koyulmaya karşıyım sadece.

Girizgahı yapmamın sebebi, - boks eldivenlerimi hazırlayarak - girişmeye hazırlandığım spor 'sipikeri' Burcu Esmersoy'un yaptığı işlerden, herkesin hoşnut olmadığını ortaya koyarken, bunu bir politika haline getirmediğimi bilmenizi istememdir. Gönül ister ki, aşağıda örnekleri olduğu gibi iyi üretim yapanları övdüğümüz gibi bu kardeşimizi de övelim. Ama nerdee...


Ben güzel bulmuyorum - yarışma derecesi olduğuna göre vardır bir artısı bizim bilmediğimiz - ama yapacağı onca iş varken gelip de en azından benim tutkuyla yapmaya çalıştığım SPOR GAZETECİLİĞİ'ne çöreklenip (O'na da amenna, kimsenin ne yapacağına karar verme hakkımız yok), işi yapmaya başladıktan sonra arpa boyu yol almak için çaba dahi göstermeyen Burcucan'ın ekmeğinde gözüm yok. Ama Yiğiter Uluğ'un aylarca işsiz dolaştığı, pislik kokan Fener-Gassray yazıları yazıp, tutturdukları 25.50'lik iddaa kuponları manşet köşesindeki yeşil kutularda nal gibi anonslanan Nalkaponlar'ın meydanı doldurması, burama kadar geldi. Yeter ama.

Hiç izlemedim, ama her izleyenin bana 'Yazsana i.ne şu programı. Niye tırsıyorsun?' diye feveran ettiği Spor Aşkı'nın son üç dakikasına denk geldim. O da zaten telefonla oldu. Ağzı köpüklü bir dostum (Nasıl sövüyor anlatamam) 'Ulan bu Burcu'yu şimdi de yazmazsan, ne zaman yapacaksın? Bu ne mallıktır!' diye ünleyince, biraz baktım programa.

Dakka bir, gol bir. Program bitmiş, sondan üçüncü dakika, TV programlarında çok güzel kadına, ondan daha az güzel olan bir kadın tarafından yapılan sütlaç olmuş cümleyi duydum: (Voleybolcu Naz Aydemir'e söylüyor)

- Şimdi, çok hoş bir hanımefendisin. Çok da güzelsin. (Dikkat buyrun, şu iki kısa cümlenin peşpeşe dizilmiş olması ve buradaki anlamsal derinlik bir çok havuz probleminin sonucunu şıppanak diye çözüyor) Sanırım herkes aynı fikirdedir benimle.

Naz'dan sevimli bir gülücük. Sessizlik. Ercan Abi araya giriyor:

- Alkışlayalım. (isteksizce şak, şak, şak... Efektin sebebi, bir spor sohbet programı ambiansı yaratması için üniversitelerden bindirilen kıtalar)

Bir iki temenni, güzelim, güzelsin, çok süper program oldu geyiği, Sergen'den halisane niyetle sorulmuş bir soru. Sonrasında veda. Evet, bitti. Bir daha izlemem zaten. Ama zorla yönlendirildiğim ekranda, Burcu'yu çok kısa süre içinde dahi acıklı icraatiyle görmek deli etmeye yetti beni.

E be ablacım; (sahi, sen bir ara da futbol kitabı mı ne yazıcaktın, biriktiriyor musun birikimini? Damlaya damlaya göl olsun diye. Kaç metreküp oldu?)

Biraz çalış, didin, öğün (pardon; doğrusu 'övün' olmalı Yüce Atam, yüksek müsaadenizle), güven. Yalvarırım Burcucum, biraz oku, şımarma, gözüne bakan ve yalandan seni öven erkeklerin ağzından çıkan dizi dizi sahte övgülere itibar etme, kendini yukarıda görme (hakir de görme tabii). Spor sadece futbol değildir. Hadi eyvallah, boşver. Futbol olsun. Ama, zerre kadar geliş be insan çocuğu! Yalvarırım. Hayatımda ilk kez sevmediğim bir insana yalvarıyorum. Bak mucize yaratık insan, ne kadar esneyebiliyor yaşamda. Sen de insansın. Şekil alabilir, öğrenebilirsin. Lütfen.

Dün akşam, Okan Bayülgen'in Yekta Kopan'ın yüzüne karşı 'O Burcu mudur nedir' diye başlayan ve sert laflarına katılmakla birlikte, yine de senin adına üzüldüm. İnsana böyle saydırılması, hoş değil. Ama herşeyin bir ilki vardır. Unutma, bugüne kadar bazen hiç haketmediğin halde erkeklerden çok gereksiz övgüler de aldın. Onu dengelemeye say bunu.


Şimdi, müdür Fuat Abi (Akdağ), bunları okursa, anılar canlanacak aklında. Tanışmamız da 10 yıl önce onunla ilgili kendi web sitemde yazdığım keyifli (hafifçe şükela) notların, bir google aramasına takılmasıyla olmuştu. Servise Okay Karacan'ın yanına geldiğimde 'Ulan g.toş, dur bi bakiim, sen şu eleman değil misin?' demiş ve bana sonrasında 900 sayfalık ESPN'in 2000 yıllığını vermişti. Hala kütüphanemdedir. Sağolsun. Sonrasında bağlantımız koptu.

'Vay p.zemek. E harfi özürlü g.t, bizim kıza kendince saydırmış, ciddiye dahi almayın' diye aklından geçecek, eski mevzuyu hatırlayarak. E be Fuat Abi, eğer Burcu karşıma gelirse bir gün (gelmesin), şunlardan daha azını söylersem, dediğinde haklısın. Kaçak güreşmediğime emin ol.

Dostlar. Bir daha Burcu Esmersoy hakkında bir şey yazmak istemiyorum. Zorlamayın. Son olsun bu.

18 Ekim 2009 Pazar

Emesen-bii-siii


NTV'nin çatısı altındaki NTVMSNBC, 2000 yılından beri Türk internet haberciliğine yön veren haber sitelerinin başlıcası. Yalnız, şu yeni tasarım ve sınıflandırma sistemine bir türlü alışamadığım gibi, site görsel ve editoryal açıdan da giderek zayıflamaya başladı. Nedendir, pek çözebilmiş değilim.

Zaten son iki yılda sıklıkla ziyaret ettiğim bir adres olmaktan çıkmıştı. Bugün girdiğimde ise gözlerime inanamadım. Bir ana sayfa çıktı karşıma, neyin nerede olduğu belli değil. Manşetsiz bir ana sayfa. Bakar mısınız şuna, bu sayfanın manşeti nedir? Ayı saldırısı mı? Gül'ün açıklaması mı? Garip bir yerleşime sahip, sıcak olduğu için kısa bir süre için manşete çekildiği her halinden belli olan Fenerbahçe haberi mi?

İlk haber gibi görünen mantar toplayan adama saldıran ayı haberinin 'spot niyetine' yazılan tek cümlesi, 'acele işe karışan şeytanın' göstergesi: Yaşlı adam hayatını kaybetti.

Zaten doğru düzgün yapan yok şu işi, en düzgünü de yamulmasa bari temennimi yineliyorum.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Şunu yapmayın dostum

Haberi satmak için iyi başlık bulmak önemli bir meziyettir. Serviste havanız olur, haberinizi öne çıkarır, belki alt manşetten sürmanşete, hatta manşete çıkarır. Hatta kimi zaman haberin metninden daha önemli olur. Özellikle de birinci sayfaya çıkacaksa.

Ama şu ucuz işleri yapmayın, güzel arkadaşlarım. Tamam, halk gazetesisin sevgili Takvim, eyvallah. Yaptığın atlangoç, 'halkçı' (nasıl oluyorsa?), dobra, muzip üslup bu gazetelerin olmazsa olmazıdır. Ama bugün yaptığın, muziplik/yaratıcılık değil, düpedüz bel altı sokak edebiyatı. Anlıyor musun Tak? Yapma bunu. Yapma dostum.

İki tane ne idüğü belirsiz insan, 'Gördün mü la, napmış gaste! Helal ossun' diyecek diye şu seviyeye inmeyin. Bir alt çizgi edinin kendinize, lütfen.




Alın size gayet keyifli, muzip ve de cuk oturan bir başlık. Hazır konu açılmışken ekleyelim buraya.

16 Ekim 2009 Cuma

Marsel'e biyografi

ATP'nin oyuncular hakkında ayrıntılı bilgi veren oyuncu biyografi bölümünde Marsel İlhan içeriği genişlemeye devam ediyor. Marsel tanındıkça, bilgileri de yenileniyor.

Önce doğum yeri olan Semerkand'ın Türkiye değil, Özbekistan kenti olduğu bilgisi değiştirildi. Ardından resmi kondu. Şimdi de biyografi bölümüne kısa bir hayat geçmişi eklendi.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Hangi kadınlarla muhatap olunur/olunmaz? (*)

(*) Değerli dostum M.Donk'a ithaf...


Kalçasına bakarak kadın seçilmez. Kavun gibi koklayamazsın da. Bu işin bir raconu var. İşte size 40 maddede kadın yaratığının en iyisine kavuşma kılavuzu. Yüzde yüz objektiftir diyen yok, ama uygulama sonunda hayal kırıklığı yaratmaz, maraz doğmaz. Rahat olunuz. (Not: Analizde kullanılacak kitle, 18-30 yaş arasıdır. üstü ve altı, bu değerlendirme standartlarının kapsamı dışındadır.)

1. Beyaz taytıyla poposunun tüm kıvrımlarını ortaya çıkarmış hemcinsi, önünden geçtikten sonra senden daha uzun süreyle arkasından inceleyen kadın yaramaz. İncelemeyeni bul. (Kriter, adayın cinsel yöneliminden dolayı bir ayrımcılık yapmak için değil, kıskançlığını ortaya koyduğu için listeye dahil edilmiştir.)

2. Yaptığımız gözlemler sonrasında, kadın cinsinin genetik davranışlarından biri olan saç düzeltme hareketini her 90 saniyede bir tekrarlayan kadının, zeka gelişiminde sorunlu sınıfına dahil edilmesi gerektiğine kanaat getirdik. Bu kadınları kendi haline bırak, kısa saçlı ya da saçını sabah yapıp, rüzgara bırakanları tercih et.
(Teknik not - Saç düzeltme hareketi: Sağ elin ayasıyla, alna dökülen saçları geriye doğru ittirmeyle yerli yerine yerleştirdiğini ve görüş açısının maksimize edildiğine inanılan hareket, tavır ya da eda.)


3. Cümlesine 'Ay' ile başlayıp, tersi ('ya') ile bitiren ve üç cümlede ortalama bir kez 'yani' kullanan arkadaşı sal çayıra, kendine uygun birilerinin kucağına gitsin.

Örnek: Ay bugün Kerimler'i arayacaktım yaaa..

4. Otobüs tıkabasayken telefonu çaldığında;

a) 'Aslı, ay naber hayatım. Evet, eve gidiyorum. Sen?...' diye başlayan muhabbeti, faturasız hatlarda 86 kontörle - üstelik bu kampanya dönemlerinde! - fiyatlandıracak kadar uzatanlardansa; bir kaşık su hazırla.

b) 'Aslı, nasılsın canım, teşekkürler. Şimdi otobüsteyim. 15 dakika sonra ben seri arayayım mı?' diyen arkadaşlardansa; alnına eğil öp, hemen çıkma teklif et.


5. Erkekler spor muhabbeti yaparken, masada 'Ben de Fenerbahçeliyim. Emre'yi çok seviyorum' diyorsa, çaktırmadan diğer koltuğa kay. Spor muhabbetine katkısını tenis, voleybol ya da F-1 ile çeşitlendirebiliyorsa, gözünü dört aç.

6. Oturacak yer isterken veya ufak bir tartışma halinde 'Ben bayanım ama' tanımlamasını kullanmayanları tercih et.


7. Bakkalda ekmek alırken, 13 tane ekmeği sıkıp, aralarından birini seçe(bile)n, üstüne üstlük hala kasadaki abiye çemkirip, kapıdan dışarı çıktığında dahi 'Halla, halla. Parayla aldığımız ekmeğe bak' diye sesler gelen ve konuyu hala uzatan kadın gördüğünde soğukkanlılığını koru. Başına iş alma. Selam verip ekmeğini alan, parayı uzatıp 7 saniye içinde bakkalı terk eden kadını ise takibe al.

8. Elindeki gazetenin ekonomi sayfasını kıvırıp okuyan kadın, başarılı bir arkadaştır.


9. Sigara, dergi, pil vs. gibi bir ihtiyaç için gittiğin gazete bayiinde 'Bir Posta lütfen' deyip, o gazeteyi aldıktan sonra tavrıyla yol boyunca onu hatmedeceğini belli eden bir kardeşimizse, azat ediver. Magazinin ikircikli dünyasının dehlizlerinde gidip gelsin.

10. Ayakkabısı 'düşülesi topuklu' olan abla, kırıtma katsayısını artırmak için bunu yapıyorsa, yaramaz. Ama o gün davet/düğün/mecburiyet gibi bir durum varsa hoşgör, ama eksi yaz. Siyah spor bir ayakkabı ya da bez ayakkabısı varsa, artı puan. 1-0.


11. Çantasından çıkarıp gömüldüğü kitap, bangır bangır bağrılan bir popülerse, (Sallıyorum; Elif Şafak, AŞK) 'kitap okuyor' bölümüne artı koyulmaz. Ama (yine sallıyorum) 'Yeşil Norveç' veya 'Gandhi' falan gibi bir şeyse, bir göstergedir. İlgilenilir.

(Not: Elif Şafak'ın Aşk kitabı mal gibidir diye bir anlam çıkarılmaz buradan. Verdiğim örnek yalnızca 'popülerlik' ve bu popülerliği satma bazında değerlendirilmelidir)

12. İsmi Bengisu, Çisil, Suade ise, ikinci kez düşünmekte fayda var.


13. Birlikte alışverişteyken, kredi kartı yerine nakit kullanıyorsa, bas artıyı not defterine.

14. Herhangi bir Nuri Bilge filmini sonuna kadar izlediyse TEBRİK ET. Duydu, ama izlemediyse TAVSİYE ET. 'Bilmiyorum. Son olarak İvedik'i izledim ben, Şahan'ın. Çok komikti' diyorsa, KÜFRET.


15. Her muhabbette, mevzu bir şekilde kilo verme/alma olayına değiyorsa; sorun vardır. Aman diyim.

16. Özel bir durumu/sağlık sebebi yoksa, sırf iş olsun diye 'Ben et yemem, sağlıksız' deyip, Esra Ceyhan'lık taslamaya kalkanlar, ukala olur. Yanlıştır. Ders vermek için bol yağlı bir dürüm söylemek, ilk etapta işini görebilir.


17. Saba Tümer'e hayransa, ölürsün, bitersin. Derhal uzaklaş.

18. Haber bülteni izleyip izlemediğini sor. Kanal D ve Show TV'den 'haber' izlemeye kalkan cühela takımından ise Yüce Allah'a havale et. Haber kanalı izliyorsa, güzel bir sütlü nescafe içerken konuya gir. Ablamızın kendisi haberciyse, çok şanslı bir g.tsün.


19. Telefonu şarkılı melodiyse; eyagh... Ayrıl. Dirilili dirilili dirilili, düz Nokia'lı olan hep avantajlıdır.

20. Telefon pembeyse de olmaz.


21. Yakın arkadaşlarının yüzde elli ve/veya fazlası erkeklerden oluşuyorsa, seni yanıltmaz. Dürüsttür.

22. İkili, üçlü gruplarda (toplu mekanda) beş metre mesafeden dahi duyulacak desibelde konuşan ve her cümlenin sonunda 'kih kih' gülen 'karılar' için özel bir yumruk dizayn et. Lazım olabilir.

23. 'Bana bakıyor mu acaba?' diye kaçamak bakışlarını yakaladığın kadının biletini kesiver.

24. Kaliteli espri yapma kabiliyeti olan, ve bunun üzerine yalnızca gülümseyen kadın, inanılmazdır. Psikopattır. Evlen.


25. Okul döneminde karnede kırığı olan kadından korkulur. İyidir. Hiç bir rakamsal sorunu olmayan 32'lik diş gibi karneye sahip kadını ciddiye dahi alma.

26. Facebook'a günde iki kez girip, milletin resimlerini inceleyip, video izlemekle mesai çürüten ablayı ilk 11'den kes. Facebook'ta arkadaş listesi 20 ve altında üyeye sahip olanı banko oynat.

27. Oje kullanmayan ve sade makyaj yapan kadını, tercih listesinin üst sıralarına yaz.

28. 'Hadi Taksim'e gidelim' diyene şöyle yan yan bir bak; 'Ortaköy'e ne dersin?' önerisini asla geri çevirme.


29. Sabah programlarına seyirci olarak gitme alışkanlığı olan arkadaşlarımızı kendi halleriyle başbaşa bırak. Hayatı öğrenip öyle gelsinler.

30. E-Posta adresi Gmail olan sofistike zevklere sahip olabilir. Hotmail olan faydacı, düz ve orta-yolcudur. Superonline olan geçen yüzyılda kalmıştır. Kendisini 21. yüzyıla davet et.


31. İçine dört yaşında çocuk dahi girebilecek, beline kadar inen nal gibi çanta taşıyan kadınların 'çok gereksinimi' vardır. Yaklaşma. Küçük, 'acil durum' diyebileceğimiz makul ölçülerde çanta taşıyanları tercih et. Çanta taşımıyorsa - hayatta pek örneği yok - uçarak yapış kendisine.

32. Basbayağı frikik vermeye çalışıp bunu beceremeyen, bir de utanmadan bakışlarıyla seni suçlamaya çalışan dallama kadınlara gereken cezayı ver. Önce, oturduğun yeri değiştir.


33. Saçını (sanki hiç sarışın yokmuş etrafta gibi) sarıya boyatan ve bunun için ayda belli bir bütçe ayıran kadını, müsait bir vakitte zeka testine sok. Sonuçlar, sana gerekli cevabı verecektir.

34. Beş kişi sor. John Fitzgerald Kennedy, Fidel Castro, Ayetullah Humeyni, Olaf Palme ve Patrice Lumumba. Beş veya dördünü ülkeleriyle ve ne yaptıklarıyla birlikte biliyorsa, kendisine pahalısından tektaş al. Üçüncü biliyorsa; gözün kapalı çıkabilirsin. İkisini biliyorsa; karar senin. Yalnızca birini çıkarabildiyse; eksikliği çoktur. Hiçbirini duymadıysa, Kral TV'de klip izleyip, mahalleden birilerine istek istemeye devam etsin.


35. Doğum tarihini mırın-kırın etmeden söylüyorsa, bir puan daha alır kendisi.

36. Beraber yapacağınız uzun yolculukta, eğer alternatifler arasındaysa, treni tercih eden kadın muazzamdır.


37. Tatil için Antalya'da 5 yıldızlı büyük havuzu olan oteli tercih eden abla, vasattır. Tatilini mekan mekan gezip, küçük otellerde konaklama üzerine kuran kadın, güzeldir.

38. Söylemek istediklerini mesaj atarak değil, arayarak anlatan kadınla çıkılır.


39. Bilgisayarının masaüstü resmi çiçek, böcek, Brad Pitt ya da bebek resmi olmazsa, ver bir puan daha.

40. Gazeteyi magazin sayfasından başlayarak okuyan (Spordan başlayan erkeğin eşdeğeri), daha doğrusu magazin dışında hiçbir sayfa okumayan kadına selamet dileyin. Hayatına sizden uzak devam etsin.

---
DEĞERLENDİRME BAREMİ:
Her şıkta 1 olumlu puan veriniz. Sonuçları aşağıdaki çizelgeye göre değerlendirebilirsiniz.

1-10: Normal insan evladı. Çıkılabilitesi var.
10-14: Normal üstü. Çok süper bir abla. Kaçırma.
15-19: Charlize Theron'a tercih edilir seviyede.
20-24: Sen naaptın?!
25 ve üstü: Lütfen teste geri dönüp puanları gözden geçiriniz.

13 Ekim 2009 Salı

Hayır, Hayır, Hayır!

Boğaza üçüncü köprü çalışmaları hızlandı. RTE, elinde megafonla karşı kampanyalar yürüttüğü ikinci köprünün açılmasından 20 yıl sonra üçüncü köprünün bizzat harcını kendisi atıyor. İnsan nasıl da değişiyor konuma göre. Ne oldu? Uluslararası otomotiv ve sermaye devleri devletlerin karar mekanizması masasında koltuk sahibi oldu, ne olacak?

Köprüye hayır, Allah'ın cezası iktidar bozuntusu! H-A-Y-I-R. Çünkü;

1. Ana amaç olan trafik sorununu çözmeyecek. Üç değil, yedi köprü de yapsanız, bu işin 'karayolu' yatırımlarıyla çözülmeyeceği açık.

2. İnsanları daha fazla otomobil almaya yönelteceği için hayır. Bunca çevre sorunu varken, yapılacak köprü, otomotiv satışlarına olumlu etki yapacak. Trafikte yeterince araç var, birileri kar yapacak diye fazlasına gerek yok.

3. Metroya ve altyapıya ihtiyaç varken, yüz milyonlarca dolar kaynak bu faydasız projeye aktarılacak. Bu ülkede sermaye, iş gücü ve zaman var mı bu kadar har vurup harman savrulacak?

4. İstanbul'un boğazda kalan tek gür ormanları Sarıyer ve Beykoz'un sırtlarını piç edeceği için hayır.

5. Muhtemel köprünün emlak ve hizmet sektöründe rant kapısını ardına kadar açıp, haksız kazanca ve aç gözlülüğe yol açacağını da unutmayın.

İstemiyoruz köprü-möprü! Akılcı kullanılan kaynaklar, birilerine peşkeş çekilmeyen projeler ve çevreci çözümler istiyoruz!

10 Ekim 2009 Cumartesi

Pluralism ne ola ki?

Radikal Kitap ekinde, yeni çıkan İngilizce bir kitabı tanıtan Latif Taş'ın yazısını okudum bugün. Çok ilgimi çekti. Kitap, Legal Practice and Cultural Diversity. Konu, çoklu hukuk olarak çevirebileceğimiz Pluralism üzerine Avrupa'daki çalkantılar, tartışmlar, yeni hukuksal terimler...

Latif Taş'ın yazısından özetle; Pluralism, Avrupa'da son zamanlarda sıkça tartışılan hukukta çoklu sisteme verilen ad. Modern toplumda küreselleşmeyle birlikte tek bir hukuk anlayışı ve esnekliği olmayan hukuğun, birey haklarına karşı çıkardığı sorunlarla ihtiyaçlara cevap veremeyeceğinden ihtiyaçla hukuğun çoklu bir yapıyla kullanılması gerektiği belirtiliyor. İngiltere, bu çerçevede şeriat mahkemelerine imkan tanıyabilecek hale gelebiliyor.

Yazıdan bir pasaj:

'Antropologların, hukukçuların, din adamlarının ve politika bilimcilerin desteklediği bu yeni model, İngiltere'de kilisenin başı olan Dr.Roman Williams'ın 1997'deki 'İngiltere'de şeriat kuralları da olmalı' demesiyle yeni bir boyut kazandı. İngiltere yayılan bu yeni dalga Fransa, İtalya, Hollanda ve Kanada gibi azınlık nüfusları olan devletleri de tartışmanın içine çekti. Ortaya konulan çözüm örneği de aslında Anadolu topraklarının tanıdık olduğu ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında yüzlerce yıl uygulanan 'Millet Sistemi'. Ortaya konulan bu sistemle, farklı kimliğe sahip olan grupların, toplulukların farklı adetsel ve hukuki uygulamalarının merkezi hukuk sistemi tarafından tanınması veya en azından aile, iş ve diğer küçük tartışmalarda merkezi hukukun değil de, yerel yapıdaki hukukun etkili olması öneriliyor, devletin ise gözlemci konumda yer alması ve ancak tolere edilemeyecek noktalara müdahale edilmesi isteniyor.

İngiltere ilk adımı kendi içinde yaşayan milletler için attı; Galler'e, İskoçya'ya ve Kuzey İrlanda'ya kendi hukuklarını uygulaması hakkı verdi. (...) Kitap, Fransa ve Türkiye'deki sert seküler ve ulusalcı hukuksal sistemin toplumun büyük bir kısmını dışarda bıraktığını ve bu iki ülkedeki çatışmanın da buradan kaynaklandığını vurguluyor.'

İlgiye değer, enteresan bir konu. Daha dil olayını bile tam anlamıyla halledememiş Türkiye'de ancak 2038'de tartışılmaya başlanır ama, biz önden gidelim, bilgimiz olsun.

Kalpten reklamcılık

Üç gün önce gittiğim Adana'da havaalanından ATDSK'ya (Adana Tenis Dağcılık ve Su Sporları Kulübü) kadar 60 yaşlarında taksici bir abi götürdü bizi. İzzet Abimiz. Kartını verdi sonra 'Akşam geri giderken yine arayınız hocam, gelip atayım sizi' dedi. (Aramadık, ayıp oldu mu acaba? Akşam kulüptekiler bizi götürdü havaalanına) Yol boyunca şikayet etti siyasileri. Klasik muhabbetşinas taksici abi.

Yalnız kartı süper. İçinden geldiği gibi yapmış reklamcı abimiz. 'Klimalı' vurgusu önemli. Günümüzde klimalı çok az araç kaldı malum. Klimalı Megane II'ye binmek isterseniz arayın İzzet Abi'yi. O yoksa 'oğlu' Selçuk var...