7 Eylül 2010 Salı

Invictus'u beğendim

Girizgah: 'Deli Hıncal' başlığı olduğu bu. Basit, sade, 'herkes anlasın' başlığı. Dolambaçsız, kendince bir iddia da içeren: Falancayı beğendim. ('Eee, bana ne' demez mi insan?) Film eleştirilerini de böyle yazmıyor muydu? Değiştirmiş de olabilir, tam olarak bilemem, biraz şarap önceydi...
---
Son zamanlarda az film izliyorum. Yanlış. Doğrusu; Yorucu iş temposu ve vakit darlığından dolayı maalesef çok az film izleyebiliyorum. Uzun süredir planladığım Invictus'u izleme işini nihayet bu gece gerçekleştirdim. Şaşırabilirsiniz ama, yönetmenine hiç bakmadığım bu filmin, Clint Eastwood'a ait olduğunu film sonundaki akışta gördüm. İyi ki de görmemişim. Eastwood'u pek sevmediğim için belki de soğurdum filme.

Film, spor tarihinin önemli başarılarından birinin hikayesi. Güney Afrika Rugby Takımı'nın (Springboks) ev sahipliği yaptığı 1995 IRB Dünya Kupası'nı kazanmasının öyküsü. Büyük lider Nelson Mandela'nın yeni işbaşına geldiği ülkede Afrikaanlar ile siyahi yerel halkın büyük oranda bir yıl içinde dönüşen mucizevi birlikteliği, hikayenin ana örgüsü. Zaten filmi sürüklemek için yeterince yaşanmışlık var ortada. Ve her açıdan çarpıcı: Bölünmüş ülke, hapisten zirveye çıkmış bir lider, önüne gelene yenilen bir takımın, yenilmez armada All Blacks'i devirip dünya şampiyonu olması, hisli anlar ve başarı...

Duygu yoğunluğu hayli yüksek filmde, 20'nci yüzyılın en büyük liderlerinden biri olan Mandela'nın ağırlığı her karede hissediliyor. Ve de onu olağanüstü oynayan eşsiz oyuncu Morgan Freeman'ın tabii ki.

Bir de şunu merak etmedim değil: Filmi izleyen herkesin aklına 1990 Federal Almanya geldi mi acaba?

Notum: 10 üzerinden 8.
IMDB Notu: 7.7

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder